ağırlaşmak
nesnesizağırlaşmak ne demek?
Ağır duruma gelmek
“Önceleri tüy gibi gelen herif, yol aldıkça bir ağırlaştı, bir ağırlaştı. Ben diyeyim beş ton, siz deyin on beş ton.”
Aziz Nesin
Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak
Gökyüzü bulutlu, karanlık, iç karartıcı bir hâl almak
“Büsbütün ağırlaşmış bir hava içinde nerelerden geçtiğimizi artık fark etmiyorduk.”
Reşat Nuri Güntekin
► yavaşlamak
“Artık yavaş yavaş göçüyor, boyu kısalıyor, teni sararıyor, hareketleri ağırlaşıyordu.”
Abdülhak Şinasi Hisar
Yiyecek bozulmaya yüz tutmak
“Bu et yarına kalırsa ağırlaşır.”
Organ görevini yapamaz duruma gelmek
Göz kapakları kapanmak üzere olmak
“Önündeki kâğıda bir iki satır yazdıktan sonra göz kapakları ağırlaşıyor, hiçbir şey düşünemez oluyordu.”
Oğuz Atay
Artan, çoğalan
“Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım.”
Ömer Seyfettin
Gebe kadının doğurması yaklaşmak
“Haziran ayı başında Mevhibe’nin hamileliği ağırlaştı.”
Gülsün Bilgehan
Ağırbaşlı hâle gelmek
► güçleşmek
“İşte bundan dolayı da gençliğin sorunları daha da ağırlaşıyor, büyüyor.”
Yaşar Kemal
Hasta tehlikeli duruma gelmek
“Pek çok insan hastalıklarının başlangıcında komşuya, eczaneye, kırık çıkıkçıya, hocaya başvurmakta, olay önlenemez hâle gelip hasta ağırlaşınca hekime gelmektedir.”
Jale Baysal
