boş
sıfat, isim, zarfboş ne demek?
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan; hali, tehi, tıngır, dolu (II) karşıtı
“Komşular bir şey anlamasın diye ateşte boş tencere kaynattığım zamanları bilirim, yine de babamın koskoca konağını terk etmemiştim.”
Peride Celal
Kullanıldıktan sonra içinde bir şey kalmayan, kirli bardak, çanak vb. kap
“Tam bu sırada yanlarından elindeki tepside boşlarla ortalıkçı bir çocuk geçmektedir.”
Tarık Buğra
Sürülüp ekilmemiş toprak
Herhangi bir iş yapmadan, çalışmadan
“Ben hiç hayatımda böyle yarım saat boş oturmadım…”
Atilla Dorsay
Görevlisi olmayan (iş, görev); münhal
“Boş kadro.”
Yapılacak iş olmama durumu
“Bugün sabah boşum, gelebilirsin.”
Gerçeğe dayanmayan
“Bütün bunlar güneşli ve rüzgârlı bir günün boş vaatleri miydi?”
Nâzım Hikmet
Herhangi bir bilgisi olmayan
“Daha meselesiz, daha cahil, daha boş, daha yakışıklıydılar.”
Sait Faik Abasıyanık
Bir işe yaramayan, yararı olmayan
“Yaşlı başlı insanlarız, dedi. Birbirimizi boş tesellilerle aldatacak değiliz.”
Reşat Nuri Güntekin
Habersiz, hazırlıksız bir biçimde
“Tatar dilencinin küfürlerine işte böyle boş yakalandım.”
