düşmek
-e, -den, nesnesizdüşmek ne demek?
- Çekim / ek bilgisi
- er
Çekim / ek bilgisi, sözlükte belirtilen biçimiyle gösterilir.
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
“Havada uçan kuş, vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor.”
Reşat Nuri Güntekin
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek
“Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım.”
Sait Faik Abasıyanık
Yere devrilmek, yere serilmek; boylamak (I)
“Çocuk koşarken yere düştü.”
Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak
Kar, yağmur vb. yağmak
“Dağlara kar düştü.”
Vurmak, değmek, rastlamak
“İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu.”
Ömer Seyfettin
Vakti gelmeden ölü doğmak
Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak
“Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş.”
► eksilmek
“Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü.”
Necati Cumalı
Aşırı ilgi veya sevgi göstermek
“Sen bu işin üstüne çok düştün.”
Uğramak, kapılmak
“Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler.”
Aka Gündüz
Yakışmak, uygun gelmek
“Bu resim buraya iyi düştü.”
Yakışık almak
“Bize düşen, medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır.”
İsmet Özel
Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak
“Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar.”
Haldun Taner
Bir yerde bulunmak
“Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi.”
Necati Cumalı
Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak
“O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü.”
Reşat Nuri Güntekin
Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak
“Mirastan ona bu ev düştü.”
Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak
“Bu yaşta mahkemelere düşmek...”
Sait Faik Abasıyanık
İşbaşından uzaklaşmak
“Kabine düştü.”
Hızı, gücü, değeri azalmak
“Arabanın hızı düştü. Paranın değeri düştü.”
Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak
“İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi.”
Reşat Nuri Güntekin
Düşkün, fakir vb. duruma gelmek
“Babam balıkçı amma vaktiyle zenginmiş efendim. Sonradan düşmüş.”
Reşat Nuri Güntekin
Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek
“Bir rastlantı sonucu aralarına düşmüştüm.”
Haldun Taner
Belirli zamana rastlamak
“Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer.”
Memduh Şevket Esendal
Fırsat çıkmak
“Bir kelepir düştü.”
Olmak, olumsuz bir duruma girmek
“Yorgun düşmek. Zayıf düşmek. Şehit düşmek. Esir düşmek.”
Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak
“Medine'nin düştüğünü söylemek istedim.”
Falih Rıfkı Atay
Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil
“Önüne, peşine, arkasına düşmek.”
Kötü yola girmek
“Düşmüş kadınları bu dönemin yazarlarının yücelterek duygudaşlıkla çizdiklerini görüyoruz.”
Metin And
Alışmak, müptela olmak
Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak
