güzel
sıfat, isim, zarfgüzel ne demek?
Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı
“Güzel kız. Güzel çiçek.”
“Yalının en güzel odası bizimdi.”
İyi, hoş; mis (I)
“Güzel şey canım, milletvekili olmak!”
Çetin Altan
Beklenene uygun düşen ve başarı düşüncesi uyandıran
“Buradan ayrılman için sana güzel bir fırsat sunuyorum.”
Ezgi Özkul
Soyluluk ve ahlaki üstünlük düşüncesi uyandıran
“Turgut rolünün etkisinden henüz kendini kurtaramamış, Selim’in kollarında yatıyor, bu sırada güzel bir hareket oldu…”
Oğuz Atay
Görgü kurallarına uygun olan
Sakin, hoş (hava)
“Evet sadece ikimiz... Üstelik ne güzel bir yaz akşamı...”
Füruzan
Okşayıcı, aldatıcı, kandırıcı
“Sultan, bu misafirlere iltifat etti, hilatler giydirerek güzel vaatlerde bulundu.”
Nezihe Araz
Pek iyi, doğru
“Dili önemsemen güzel ama dil öğrenme işini biraz hafife alman lazım.”
Salih Uyan
Hoş görünüşlü kız veya kadın
“Güzeller deniz kenarına geldikleri zaman âşıklar da kale burçlarına ve bedenlerine dolarlar.”
Asaf Halet Çelebi
► güzellik kraliçesi
“Türkiye güzeli Keriman Halis, Belçika’daki yarışmada dünya güzeli seçildi.”
Özhan Uluatam
Hoşa giden, beğenilen, iyi, doğru bir biçimde
“Arabayı koştururken boyunlarındaki ziller güzel şıngırdıyordu atların.”
Reşat Enis Aygen
Adamakıllı, şiddetli bir biçimde
“Karıkoca bu kuzu yüzünden güzel bir kavga ettiler.”
Ömer Seyfettin
