kadar
edat, zarfkadar ne demek?
Ölçüsünde, derecesinde; kadarınca
“Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar da genç işidir.”
Sait Faik Abasıyanık
Büyüklüğünde, genişliğinde, miktarında
“Bacak kadar çocuk.”
“Avuç içi kadar yer.”
► dek (I)
“Saat ona kadar sokaklarda gezdi.”
Peyami Safa
“İstanbul’a kadar ne zahmet buyurdunuz?”
Falih Rıfkı Atay
► gibi
“İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur.”
Sait Faik Abasıyanık
“Sana değer verdiğim kadar ona da değer vermek zorundayım.”
Bir şeyin, kıyaslandığı diğer bir şey ölçüsünde, derecesinde veya büyüklüğünde olduğunu anlatan bir söz; denli (I), derece
“Bu merdivenleri yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır.”
Yusuf Ziya Ortaç
Zaman bildiren kelimelerden sonra süre belirten bir söz
“Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi.”
Refik Halit Karay
Miktarda, derecede
“İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor.”
Halide Edip Adıvar
“Aşağı yukarı, yaklaşık” anlamında bir niceliğin miktarını tahminî olarak belirten söz
“Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu.”
Falih Rıfkı Atay
-mış ekli sıfat-fiillerden sonra geldiğinde “gibi” anlamı taşıyan bir söz
“Gezmiş kadar oldum.”
Kelimenin Kökeni
Arapça ḳadar
