kıvırmak
-i, -e, nesnesizkıvırmak ne demek?
1
Herhangi bir şeyi bükmek
“Fino, beni görünce kuyruğunu kıvırıp düşmanca havlaya havlaya beyaz dişlerini gösterdi.”
Hüseyin Rahmi Gürpınar
2
Kenarından katlamak
3
Bir giysinin veya kumaşın kenarını bükerek tersinden dikmek
4
Kalçalarını iki yana sallayarak oynamak veya yürümek
5
Uydurup söylemek
“Gene yalanları kıvırdı.”
6
Saptırmak, çevirmek
“Arabayı birdenbire sağa kıvırdı.”
7
Yapmak istememek, yan çizmek
8
Başarmak, başa çıkmak, becermek, hakkından gelmek
“Hâlbuki Nahit onu odasına çekip de baş başa prova yaptığı zamanlarda pekâlâ kıvıracağa benziyordu.”
Tarık Buğra
9
► dolandırmak
“Peki bu kız, zarar ziyan hesabının federasyona üç misli gösterilip Zühtü'nün düğün parasını kıvırdığını bilmez mi?”
Emine Işınsu
